Spor ve Şiddet

 

İstanbul, 2011

Spor insanlık tarihinden itibaren var olan bir olgudur. Zaman içerisinde farklılıklar göstermiş olsa bile, spor birçok amaç için yapılmıştır. Örneğin spor, savaşa hazırlık için, elit kişileri eğlendirmek için, insanların ruh ve beden sağlığının gelişmesi için, kişiler ve toplumlar arasındaki dostluğun ve iletişimin sağlanması için yapılmıştır. Yine isimleri farklı da olsa bile bir nevi spor olan bu faaliyetler her topluma, her bölgeye göre değişiklik göstermiştir. Bu faaliyetler bazen bireysel olarak bazen de toplu olarak takim halinde yapılmıştır.

Zaman içerisinde aynı bölgede ve aynı ülkede de olsa toplumlar arasındaki düşünce ve anlayış farklılıkları spora da yansımıştır. Örneğin zengin ve üst sınıfların yaptıkları veya izledikleri spor oyunları ile, daha alt kesimlerdeki kişilerin oynadıkları ve seyrettikleri spor oyunları bile farklı olmuştur. Bu durum sadece eski dönemlere ait bir tespit değildir, halen bu zaman içerisinde bile aynı durum devam edebilmektedir. Yani toplumun bütün kesimleri ortak bir fikir ve duygu içerisinde olmadıkları için, bu durum yaptıkları, seyrettikleri veya beğendikleri spor dallarına da yansımaktadır.

Sporda şiddetin bir sebebi kişilerin ve toplumun sporu oyun olarak algılamıyor olmalarından kaynaklanmaktadır. Bu algılama çok da haksız değildir. Çünkü spor artık bir oyun olmaktan çıkmıştır. Spor sadece sonuçtan veya seyir zevkinden ibaret değildir. Sporun, oyunculara ve diğer spor aktörlerine sosyal, psikolojik ve ekonomik birçok etkisi olmaktadır. Skorlarla insanlar sadece spor müsabakalarını kazanmamakta veya kaybetmemektedirler, aynı zamandan ekonomik, sosyal birçok beklentilerini de kazanmakta veya kaybetmektedirler.

Spordaki bu kazanmak veya kaybetmek duygusu, spor yapanları etkileyen, ileri veya geri götüre bilen olgular, sporu oyundan ayırmaktadır. İşte spordaki şiddetin bir kaynağı da budur. Spordaki bu amaçta gerek takim halinde olsun gerekse bireysel olsun beraberinde şiddeti ortaya çıkarabilmektedir.

Yine de spordaki şiddeti, toplumsal nedenler, bireysel nedenler, hukuksal nedenler olmak üzere başlıca üç başlık halinde sıralayabiliriz.

Bireysel nedenler, kişilerin büyüdüğü ve yetiştiği sosyal ortamdan, ekonomik veya ailevi yapısından kaynaklanabilmektedir. Örneğin sürekli aile içinde baskıya ve şiddete maruz kalmış bir kişi, özellikle futbol müsabakalarında bu şiddeti dışarıya yansıtabilmektedir.

Şiddeti sadece ekonomik ve sosyal bakımdan geri kalmış kesimler yapmamaktadırlar. Statlarda en prestijli yerlerde oturan, ekonomik, sosyal ve kültürel seviyesi yüksek kişiler de, bazen çok daha fazla şiddet üretebilmektedirler.

Şiddet toplumdan kaynaklıda olabilir. Örneğin bazen bireyler tek başlarına hareket ettikleri zaman şiddet akıllarına bile gelmemektedir. Fakat aynı bireyler bir topluluk haline gelince, topluluk psikolojisi ile ortak hareket etmenin vermiş olduğu güç ve güvenle şiddet üretebilmektedirler. Kalabalık içerisinde şiddet üreten bu kişiler, aslında günlük yaşantılarında belki de çok mazlum kişiliklere de sahip olabilmektedirler. Yani toplumdaki bireylerin birbirlerini tetiklemeleri ve etkilemeleri ile de şiddet oluşabilmektedir.

Spordaki şiddet toplumun ve ülkenin gelişmişlik düzeyi ile de ilgilidir. Fakat birebir orantılı değildir. Çünkü İngiltere gibi gelişmiş bir ülkede holiganizm had safhada olmasına rağmen, getirilen yasal düzenlemeler ve yaptırımlarla bu şiddet asgari düzeye indirilebilmiştir. Sporda şiddetin İngiltere’de kısa bir zaman içerisinde yok olma seviyesine kadar inmesi, İngiltere’nin bu süre içerisinde sosyal ve ekonomik yönden gelişmesinden kaynaklanmamaktadır. Bu İngiltere’nin spordaki şiddet ile ilgili getirmiş olduğu yasal düzenlemelerden ve yaptırımların kararlılıkla uygulanmasından kaynaklanmıştır.

Yine spordaki şiddet hukuki mevzuatlardaki eksikliklerden veya mevzuatların kararlılıkla uygulanmamasından da kaynaklanabilmektedir.  Sadece hukuki mevzuatlar getirmek ve çeşitli yaptırımlar ön görmek sporda şiddeti önlemek için yeterli değildir. Ayrıca bu mevzuatların ve yaptırımların her kesim için kararlılıkla uygulanabilmesi ve toplumunda da yasal düzenlemelerin ve yaptırımların uygulanabileceğinin bilmesi gerekmektedir. Eğer toplum içerisinde bu yaptırımların uygulanmama ihtimalinin olduğunun düşünülmesi bile, hukuki mevzuatları etkisiz hale getirebilmektedir. Bir kez bile bu yaptırımların uygulanmaması halinde, bundan sonraki aynı şiddet olaylarına da yaptırımların uygulanamayacağı anlamına gelmektedir. Aksi halde aynı şiddet olaylarından birine yaptırım uygulayıp, bir diğerine uygulamamak daha büyük şiddet olaylarının doğmasına sebep olabilecektir.

Spor müsabakaları aynı zamandan birçok mücadeleye de konu olmaktadır. Örneğin spor müsabakaları aynı zaman milliyetçilik, dinsel, etnik, siyasal, sınıfsal mücadeleyi de yansıtmaktadır. Spor müsabakaları ile bu konularda da kişiler kimliklerini ve görüşlerini sergilemektedirler ve bunları bir iletişim aracı olarak ortaya koyabilmektedirler. Kişiler spor müsabakaları ile kendilerini de tanımlayabilmekte ve anlatabilmektedirler. Spordaki şiddetin bu çeşidi, birçok gelişmiş ülkede daha ileri safhadadır. Örneğin İspanya’daki Barcelona-Real Madrid maçlarında olduğu gibi. Türkiye’de ise böyle bir şiddet ve algılama yoktur. Türkiye’deki şiddet daha çok saha sonuçları ile veya güncel olaylarla sınırlı kalabilmektedir.

Spordaki bir başka mücadele ve şiddet kaynağı şehirlerin birbirleri ile olan rekabetleridir. Özellikle futbolda olmak üzere birçok spor kulüpleri şehirlerin ismi ile anılmaktadır. Bu spor kulüpleri kuruldukları şehirlerin artık bir temsilcileri olmaktadırlar. Bu nedenle o şehirde doğan veya uzun bir süre yaşayan kişilerinde o spor kulübünün bir taraftarı olmak durumunda kalmaktadırlar. Dolayısı ile birbirlerine komşu olan şehirler ve onların spor kulüpleri arasındaki rekabet maçlara da yansımaktadır ve şiddeti doğurabilmektedir.

Olay çıkartan taraftarlar genellikle organize olarak hareket eden gruplarından kaynaklanmaktadır. Bu taraftarlar genellikle dernek, mahalle veya arkadaş oluşumları ile bir araya gelebilen küçük gruplar olmalarına rağmen, yine de spor müsabakalarında organize olmadan gelen daha büyük grupları etki altına alabilmektedirler. Küçük grupların organize olarak hareket etmesi, spor karşılaşmasını seyretmeye gelen çok daha büyük diğer kalabalıkların da sanki onlarla aynı duygu ve düşüncede içindeymiş gibi algılanmalarına da sebep olabilmektedirler. Taraftar grupları içerisinde yer alan her birey, artık taraftar olmayı bir iş olarak, kendilerini ifade etmenin bir yolu olarak görmektedirler.

Her ne kadar sporda şiddet denilince ilk akla gelen taraftarlar olmasına rağmen, spordaki şiddeti tanımlarken sadece taraftarlarla sınırlı kalınamaz. Sporda şiddete sebep olan başka faktörler de vardır. Örneğin güvenlik güçlerinin, yöneticilerin, siyasetçilerin, federasyon görevlilerinin özellikle hakemlerin ve medya mensuplarının davranışları veya spor sahalarının yetersiz fiziki yapıları da sporda şiddete sebep olabilmektedirler.

Sporun içinde bulunduğu mücadele ve rakip olma duygusu sadece şiddeti doğurmamaktadır. Aynı zamanda normal şartlarda rakip olan ve birbirlerine fair play ile yaklaşmayan kişiler, hatta kendi aralarındaki maçlarda birbirlerine şiddet uygulayabilen kişiler, rakip değiştiği zaman birlikte hareket edebilmektedirler. Bu en çok milli maçlarda görülmektedir. Örneğin ulusal mücadelelerde birbirleri ile mücadele eden rakip takımların bütün aktörleri seyirciler, yöneticiler ve sporcular birbirlerine şiddet uygulayabildikleri halde, aynı spor aktörleri bu kez uluslararası milli mücadelelerde ise hiçbir şey olmamış gibi yan yana ortak olarak bu kez rakip takıma karşı şiddet uygulayabilmektedirler. Bu durum ortak duygu ve düşüncelerden kaynaklanmaktadır.

Spor kişileri ve toplulukları birleştirmede ve ayrıştırmada çok önemli bir etkendir. Birbirleri ile sürekli olarak zıtlaşan kişiler veya topluluklar, bunların içerisinde ülkeleri de sayabiliriz, sporun sayesinde ortak bir dostluk ve düşünce birliği oluşturabilecekleri gibi, tam tersi bir şekilde yıllardır süre gelen dostlukları ve düşünce birliklerini de bitirip düşmanlık tohumlarının yerleşmesini de sağlayabilirler. Bu nedenle ülkeleri ve milletleri yönetenler sürekli olarak sporu etkilemeye ve sporun içinde var olmaya çalışmaktadırlar. Çünkü topluma ulaşabilmenin ve toplumu etkilemenin en kısa ve etkili yolu sporun içinde olmak ve sporun aktörlerini etkileyebilmektir.

Sporda şiddet denilince genellikle fiili saldırı anlaşılmaktadır. Toplumun her kesimi spordaki bu fiili şiddete karşı ortak bir tavır alabilmektedir. Fakat spordaki şiddet sadece fiili saldırıdan ibaret değildir. Aynı zamanda fiili saldırı olmaksızın sözlü, yazılı veya görsel bir şekilde de olabilmektedir. Fiili saldırıdan farklı olarak, fiili saldırı olmaksızın ortaya çıkan sözlü, yazılı veya görsel şiddet gösterisinin destekleyicisi ve taraftarı olunabilmektedir. Bu şiddet çeşidi, ister siyasetçi olsun isterse spor kulübünün kendi iç yönetim çekişmesinden kaynaklı olsun, karşılığında bir dost ve müttefik bulabilmektedir. Bu tarz bir şiddet, “düşmanımın düşmanı benim dostumdur” mantığı ile sahiplenilebilmektedir. Fakat menfaatlerine uygun olması nedeni ile spordaki şiddetin bu tarzına o an için sahip çıkanlar, bir gün aynı şiddete kendilerinin de maruz kalabileceklerini düşünmelidirler. Oysaki şiddet, nasıl ve nerden gelirse gelsin, herkes tarafından ortak bir şekilde ve ortak bir dille ret edilmelidir.

Bütün bunlardan şu sonucu çıkartabiliriz; aslında şiddeti doğuran spor değildir, spor sadece şiddetin ortaya çıkmasına aracı olmaktadır. Hayatımızda spor diye bir olgu hiç olmasa bile, bu şiddet bir başka yolla ve şekilde yine kendini gösterecektir. Çünkü şiddet, spordan değil, insandan kaynaklanmaktadır ve insan var olduğu müddetçe bir şekilde şiddette var olacaktır. Şiddete karşı alınan önlemler ise sadece şiddeti kontrol altına alabilir veya asgari düzeye indirebilir, yoksa tamamen ortadan kaldıramaz.

Av. Bayram Ali Hacımustafaoğlu

Bu yazı Bütün Yazılar kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.